Günümüzde Kemalizm Düşüncesi

Günümüzde Kemalizm Düşüncesi

Tarih boyunca meydana gelen bazı olaylar dünya siyasetinde büyük değişimlere neden oldu. Kavimler Göçü, İstanbul’un Fethi gibi olayların sonuçlarına baktığımızda etkilerinin bugün bile devam ettiğini görebiliriz. Bu kırılma anlarından biri de 18. yüzyılda gerçekleşen üç devrimdir. Bu tarihte gerçekleşen Fransız, Amerikan ve İngiliz Sanayi Devrimleri gerçekleşti ve dünya, değişimin sonraki yüzyıllar için kaçınılmaz olduğunu gördü. Bu devrimler sonucunda mevcut sistem değişmeye başlamış ve yeni fikirler ortaya çıkmıştır. Bu fikir sistemine “ideoloji” denir. İdeolojiler, bize dünyanın nasıl olduğunu söyleyen ve dünyayı anlamamıza yardımcı olduğu düşünülen görüşlerdir. Zamanla bu görüşler bir milletin, bazen de dünyanın kaderini değiştirecek konuma gelmiştir. Sosyalizm Sovyet Rusya’yı, Nazizm Almanya’yı ve Faşizm İtalya’yı etkiledi ve bu etki tüm dünyayı karşı konulmaz bir dönüşüme sürükledi. Bu çalışmamızda Türkiye’nin kaderini değiştiren Kemalizm’i inceleyeceğiz. Tartışmalar devam etse de çoğu araştırmacı tarafından ideoloji olarak kabul edilen Kemalizm’in teorik amacını ve tarihsel sürecini ele alacağız ve ardından bugünkü durumunu Türklük ve laiklik perspektifinden tartışacağız. Bu incelemeye ek olarak, çeşitli olayları ve mevcut durumu tarihsel süreklilik perspektifinden analiz edeceğiz.

baskomutan_ahmet_yavuz
Başkomutan-Ahmet Yavuz

Osmanlı siyasi sisteminin çökmesi ile birlikte son dönem Osmanlı modernleşme hareketlerinden etkilenen aktörler ülkeyi içinde bulunduğu durumdan kurtarmayı amaçlamışlardır. Ümmetçilik, Osmanlıcılık ve Türkçülük gibi fikirler ortaya çıkmışsa da hiçbiri çöküşü engelleyemedi. Birinci Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla birlikte devlet yapısı tamamen çökmüş ve Mondros ve Sevr Anlaşmaları ile Osmanlı İmparatorluğu paylaşılmaya başlandı. İstanbul hükümeti yani saltanat idaresi bu anlaşmaları kabul etmek zorunda kalsa da Mustafa Kemal’in başını çektiği bir grup bu yeni düzeni kabul etmeyeceklerini belirterek “Anadolu Hareketi” adı altında örgütlenmeye başladı. İstanbul hükümeti bu teşkilatı küçümsemek için Celali isyanına atıfta bulunarak “Kemalist” ve “Kemali” adını vermiştir (Şimşir,1973). Bu süreçten sonra Anadolu Hareketi Kemalist hareket olarak isimlendirildi ve kurulacak yeni düzenin temeli olan Kemalizm düşüncesinin temel amaçları ortaya çıkmaya başladı. Başka bir deyişle Kemalizm, Türk Kurtuluş Savaşı sırasında başlayan Türk devriminin bir ürünüdür diyebiliriz. Bu fikrin temeli, öncelikle bağımsızlık kazanmak ve milliyetçi bir ulus-devlet inşa etmekti. Üstün çabalar sonucunda bu amaca ulaşıldı ve Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Bu ülkenin kurucuları başta Mustafa Kemal olmak üzere ülkenin temel ilkelerini oluşturmaya başladılar. Her şeyden önce geri kalmışlık halinin bir an önce değiştirilmesi gerekiyordu. Bu nedenle ilk amaç Türk toplumunu gelişmiş toplumlar düzeyine çıkarmaktı. Bu gelişme altı temel ilkeye dayalı olacaktır. Bu ilkeler Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Laiklik, İnkilapçılık ve Devletçiliktir. Bu ilkelerin uygulanması akıl ve bilime dayalı olacaktır. Başka bir deyişle, rasyonel ve pragmatik bir düşünceydi. Ayrıca tüm bu ilkeler daha önceki modernleşme çalışmalarında olduğu gibi batının taklidi olmayacaktır. Gücünü ve meşruiyetini halktan alarak milletin temel değerleri ile birlikte gelişmeyi amaçlar. Kısacası Kemalizm ne sosyalizmdir, ne faşizmdir, ne de komünizmdir. Kemalizm, günümüzde oldukça sık kullanılan bir tabir olan “Yerli ve Milli” bir şekilde gelişmeyi hedefleyen bir düşünce sistemidir.

Merkeziyetçi bir devlete ve milliyetçi bir düşünceye dayanan Kemalizm, yeni kurulan Türk devletinin temel yapısını ortaya koymaktadır. Bu altı temel ilke, dönemin tek siyasi partisi olan Cumhuriyet Halk Fırkası’nın 1931 yılında programına alınmış ve dört yıl sonra parti kongresinde kabul edildi. Bu ilkeler sadece parti programında yer almakla kalmamış, 1937’de anayasaya eklenmiş ve gücünü pekiştirmiştir. Ancak Kemalist yönetimin egemen olduğu döneme tekabül eden Atatürk Dönemi’nde demokrasinin tüm koşulları hayata geçirilemedi. Bu durum bazı çevrelerde tepkilere neden oldu. Muhafazakar toplum Kemalizmi dine düşman olmakla suçlarken, Kürtler ve Çerkezler gibi bazı azınlıklar onu faşizmle suçladı. Bu tür olaylara rağmen demokrasinin temelleri bu süreçte atılmış ve demokratikleşme süreci başlatıldı. Cumhuriyetçilik ilkesi, çok partili sisteme geçişle pekiştirildi. Yeni kurulan Demokrat Parti’nin kuruluş ilkelerinde Kemalizm’e atıfta bulundu. Ancak iktidara geldiğinde Kemalizm ilkelerine aykırı politikalar sergileyerek çevre toplumunu temsil eden çeşitli değerler çerçevesinde hareket etmiştir. Bu durum daha sonra büyük tepki topladı ve 1960 yılında Kemalizm’in ana koruyucusu Türk Silahlı Kuvvetleri, sistemin bozulduğunu iddia ederek yönetime müdahale etti. Daha sonra sistemdeki partilerin tamamına yakını Kemalizm ilkelerine başvurmaya başladı. Cumhuriyet Halk Partisi, Adalet Partisi, Anavatan Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi gibi partiler programlarında bu değerleri esas aldıklarını açıkladılar. Bu süreçte çeşitli amaçlarla bu sisteme karşı çıkmaya çalışan oluşumlar bastırılmış ve Kemalizm fikri çeşitli otoriteler tarafından korunmaya çalışılmıştır. 1960, 1971, 1980 darbeleri, 28 Şubat süreci, ayrılıkçı ve laiklik karşıtı partilerin kapatılması bu gücü korumaya çalışmanın göstergeleridir.

Günümüze geldiğimizde Kemalizm ilkeleriyle çelişen bir düşünceye sahip bir yönetimin olduğunu görmekteyiz. AK Parti ile Kemalizm arasında muhafazakârlık ve laiklik doğrultusunda ideolojik bir ayrım var. İktidar, muhafazakâr bir toplum doğrultusunda zamanla bu değerlerle çatışır hale gelmiştir. Zaman zaman bu çatışma meydan okuma düzeyine ulaştı. Partinin laiklik karşıtı söylemi ve mezheplerle ilişkileri laik-laik kesimin tepkisini çekti. 2007’de gerçekleşen Cumhuriyet yürüyüşleri, 2008’de Ak Parti’nin kapatılması davası ve 2013 Gezi Parkı eylemleri bu tepkileri gün yüzüne çıkaran olaylardır. Bu olaylardan sonra gücü sarsılan hükümet, muhafazakâr kesime desteğini artırdı ve karşılıklı olarak büyümeye devam etti. Seçimlerden gücünü pekiştirerek çıkan parti ve yandaşları, topluma kendi fikirlerini empoze etmeye çalıştı. Sonuç olarak toplum, muhafazakâr toplum ve Kemalist laik toplum olarak ikiye ayrıldı. Laiklik karşıtı gruplar bürokrasi ve siyasetteki etkilerini artırmak istediklerinden, karşı grup olarak görülen Kemalist düşünceye sahip bürokratlar, askerler ve yargı mensupları çeşitli operasyonlarla pasifize edilmeye başlandı. Bunun sonucunda Kemalist düşünceyi yatıştırmak isteyen ve bu operasyonlarla güçlenen “FETÖ” gibi örgütler daha sonra iktidara gelen AK Parti hükümetine saldırarak darbe girişiminde bulundu. Bu darbenin başarısızlıkla sonuçlanması sonucunda önceki dönemde pasifize edilen Kemalist klik göreve iade edilmiş ve bu olayın etkilerini ortadan kaldırmakla görevlendirilmiştir. Başka bir deyişle Kemalizm önceki dönemlerde olduğu gibi bir kurtarıcı olarak görülmüştür.

osmanli_devleti_nin_dagilma_devri_yusuf_akcura
Yusuf Akçura-Osmanlı Devleti’nin Dağılma Devri

Kemalizm’in öne çıkan bir diğer ilkesi de Milliyetçiliktir. Ancak bu milliyetçilik, Nazi Almanyası veya Mussolini’nin İtalya’sı gibi faşist bir yaklaşımı desteklemiyor. Atatürk’ün dediği gibi “Ne mutlu Türküm diyene” ilkesini benimser. Kemalizm milliyetçiliği, bu topraklarda yaşayan ve kendini bu topraklara ait hissedenlerin ortak bir amaç için bir araya geldiği ve eşit bir konumda yaşadığı bir toplumu savunur. Türk Kurtuluş Savaşı sırasında oluşan bu birlik ve beraberlik, bu düşüncenin en büyük göstergelerinden biridir. Ancak bu düşünce başlangıçta sorunsuz ilerlese de daha sonra meydana gelen bazı olaylar bu ilkeyi zedelemiştir. 1970 sonrası özellikle Güneydoğu Anadolu bölgesinde yaşanan olayları 1980 darbesinden sonra yaşanan olaylar takip etmiş ve bölge halkı ile merkezi yönetim arasında çeşitli sorunlar baş göstermiştir. Zamanla Sünni-Şii, Laik-Muhafazakar şeklinde toplumu dini açıdan kutuplaştırmaya çalışanlar, Kürt-Türk şeklinde etnik kutuplaştırma politikası izlemiştir. Bu durum süreçte büyük sorunlara yol açsa da günümüzde bir uzlaşma süreci yaşandığını söyleyebiliriz. Özellikle o dönem faşizmle suçlanan CHP’nin bugün Kemalistlerden Kürt milliyetçilerine, Alevilerden sosyalistlere ve çevrecilere kadar adalet teması üzerinde uzlaşma yaratma çabası bu konuda önemli bir adım olarak görülüyor. Bu adımın somut karşılığı 2019 yerel seçimlerinde net bir şekilde alındı. Resmi bir ittifak olmasa da Kürt milliyetçileri Ankara ve İstanbul gibi büyük şehirlerde CHP adaylarını tercih ettiler ve seçimi kazandılar.

Sonuç olarak diyebiliriz ki Türk devriminin bir ürünü olan Kemalizm Türk siyasal hayatını etkileyen en önemli yapı taşlarından birisidir. Bu düşünce en verimli ve doğru şekliyle düşüncenin fikir babası olan Atatürk döneminde uygulanmıştır. Daha sonraki dönemlerde ise çeşitli otoriteler tarafından gücünü pekiştirmek için veya gücü elde etmek için kullanılmıştır. Demokrat Parti iktidara talip iken Kemalizm ilkelerine sadık kalacağını belirtmiş ve iktidara geldiği zaman bu yoldan vazgeçmiştir. 1960 darbesini gerçekleştirenler bu düşünceye referans vererek kendi meşruiyetini sağlamaya çalışmıştır. Daha sonraki yıllarda iktidara talip olan tüm aktörlerin üzerinde durduğu bir nokta haline gelmiştir. Mevcut anayasa dahil tüm anayasalarda bu düşünce sistemi kendine yer bulmakta zorlanmamıştır. Parti tüzükleri de dahil olmak üzere siyaseti şekillendiren önemli bir aktör olmuştur. 2002 yılında iktidara gelen muhafazakar çevrenin savunuculuğunu üstlenen Adalet ve Kalkınma Partisi bile kuruluş tüzüğünde Kemalizm’e çeşitli atıflarda bulunmuştur. Ancak tıpkı Demokrat Parti döneminde olduğu gibi bir süre sonra bu ilkelerin savunuculuğundan vazgeçilmiştir ve bu hatanın sonucu olarak bu dönemde güçlenen Kemalizm ve laiklik karşıtı bir yapı tarafından 2016 yılında darbe girişimi meydana gelmiştir. Bu darbe girişiminde bile Atatürk ilkelerinin korunmasından bahsederek meşruiyet oluşturmaya çalışılması Kemalizmin günümüzdeki durumunu göstermektedir. Oysa askerin ve dini grupların siyasete karışması Kemalist düşünce tarafından reddedilir. Bu doğrultuda Kemalist yönetim askeri ve dini kurumlarını, siyasete müdahil olmasını engelleyecek şekilde yapılandırmıştı. 1970 sonrası alevlenen Kemalist Türkçülük düşüncesi de bu doğrultuda yanlış yorumlanan ve uygulanan bir diğer durumdur. Bu doğrultuda uygulanan politikların sonucu olarak yaşanan olaylar Türk siyasi tarihinde yerini almıştır. 1980 darbesi ile iktidarı ele geçiren silahlı kuvvetlerin uyguladığı politikalar merkezi hükümet ile Kürt milliyetçilerinin arasını açmış ve çeşitli problemler meydana geldi. Üstten bastırma yöntemiyle problemlerin çözülmek istenmesi de olayları daha da derinleştirmiş bu mücadele yıllar boyu devam etti. Ancak çözüm süreci döneminde iktidarın, Yeni CHP olarak adlandırılan süreçte ise ana muhalefet partisinin çabalarıyla belli bir seviyeye getirilmiştir. Buna ilave olarak dünyada meydana gelen küreselleşme vurgusuyla birlikte sınırların ortadan kaldırılmaya çalışılması her ne kadar ulus devletlerin gücünü azaltsa da bu durum Türkiye’de pek fazla yaşanmadı. Toplumun bu mevcut konjonktür karşısında Türk devletine bağlılığı devam etti. Tüm bu bilgiler doğrultusunda Kemalizm’in etkisinin tüm olaylara rağmen halen devam ettiğini söyleyebiliriz. Etkisi Atatürk dönemindeki seviyede olmasa bile Türk siyasal hayatının şekillendirmeye devam etmektedir. Ancak bunca yıla rağmen Kemalizm hala tam anlamıyla anlaşılamamış ve uygulanamamıştır. Atatürk döneminde bürokrasi üzerinden uygulanmaya çalışılmış ancak halk temkinli yaklaşmış. Sonraki dönemlerde ise meşruiyet sağlamak amacıyla kullanılmıştır. Ancak bu süreç boyunca görmekteyiz ki Kemalizm hep kurtuluş amacıyla ön plana atılmıştır. Adeta “yangın anında basınız” butonu görevi taşımıştır. Yani Kemalizmin yükselişte olduğu zamanlarda bir şeyler doğru gitmiyor bir çıkış yolu aranıyor diyebiliriz.

ataturk_un_az_bilinen_fotograflari
Atatürk’ün Az Bilinen Fotoğrafları
nazi_selami_vermeyen_adamin_hikayesi
Nazi Selamı Vermeyen Adamın Hikayesi
milli_mucadeleyi_en_iyi_anlatan_kitaplar
Milli Mücadeleyi En İyi Anlatan Kitaplar

Bir cevap yazın